10. Kitap
                        BONCUK DEDE
Ne gökte ne de yerde, şimdi unuttum nerde... Kurt­lar kuzuyla kardeş, arslanlar ceylâna eş. Çiçek- böcek el ele, öfke yele kin sele. Böyle başlar bu masal, susun din­leyin hele...
Bir Cano varmış küçücük bir de onun dağ yolu üze­rindeki kulübesinde tek başına yaşayan biricik dostu Boncuk Dede.
Pamuk gibi ak sakalları üzerinde iki mavi boncuk benzeri parıldayan yüzünden, bu adı Cano koymuş ona.
Bir gün kırlarda geziyor, kuşlarla, böceklerle söyleşiyormuş Cano. Dağa uzayan patika yol kıyısında küçük bir kulübe görmüş. Merakla yürümüş, açık kapıdan ba­şını uzatmış ve ak sakallı, mavi gözlü tonton bir dedey­le göz göze gelmiş. Dedenin yüzü o kadar aydınlıkmış ki hiç korkmamış Cano.
- Günaydın dede! Diye seslenmiş.
Dede içeriye buyur etmiş Cano'yu ormanda toplandı­ğı çam balından, böğürtlen, ahlat ve adını bilmediği tür­lü yemişlerden ikram etmiş. Bu kulübede yıllardır yalnız yaşadığını ve bundan hiç sıkılmadığını söylemiş. Ama ayrılırken de fırsat buldukça küçük çocuğun kendisini zi­yaret etmesini tembihlemiş.
İşte, böyle başlamış Cano ile boncuk Dede'nin dost­lukları.
İkinci gelişinde dede adını sormuş Cano'ya. O söyle­miş. Ama dede kendi adını daha fırsat bulamadan Cano atılmış:
- Senin adın da Boncuk Dede olsun, demiş.
Dede pek sevmiş bu adı. Cano'yu da pek çok sevmiş. Giderek aralarında gerçek bir dede torun sevgi ve sıcak­lığı doğmuş. Cano da artık her gün Boncuk Dede'sini görmek için kulübeye gelmeye başlamış.
Bir gelişinde Boncuk Dede sormuş Cano'ya:
- Dünyada en çok neye sahip olmak istersin küçük dos­tum?
Cano, kulübenin önünden başlayarak uzayıp giden yeşil kırlara dikmiş gözlerini.
- Bir atım olsun isterim dede. Ona binip şu kırlarda rüzgâr gibi uçmayı çeker canım. Kuşlarla, ceylânlarla yarışmak isterim.
Dede, Cano'nun başını çekmiş, göğsüne bastırmış.
- Keşke bir atım olsaydı da verseydim sana. Keşke!
Aradan günler, aylar geçmiş. Cano ile Boncuk De­de'nin dostluğu daha bir büyümüş, güçlenmiş. Cano da artık gelişlerinde annesinin pişirdiği kurabiyelerden, kekler ve böreklerden getirir olmuş Boncuk Dede'ye. Dede, dönüşte bir sepet asarmış Cano'nun koluna. Se­pette baldan yemişe ve nazlı kır çiçeklerinden kadar her şey bulunurmuş. Yağmurlu, soğuk bir sonbahar günü yine Boncuk Dede'sine gidiyormuş Cano. Dağ yoluna henüz girmiş ki, karşısına kocaman bir boz ayı çıkmış. Cano kaçacak ol­muş, ayı homurdanarak önüne geçmiş. Sonra keskin diş­lerini gösterip yürümüş Cano'nun üzerine. Cano ağzını açmış, tüm gücünü boğazına verip haykırmış:
- Boncuk Dedeee! Boncuk DedeeeeeeL
Ses taşlara kayalara çarpa çarpa yankılanmış, varıp küçük kulübeye ulaşmış. Boncuk Dede sesi alıp doğrul­muş; sonra bir yel olup gelmiş, dikilmiş boz ayının kar­şısına.
- Dur bakalım kocaoğlan! O küçücük fidan daha. Ca­nın mutlaka bir insan yemeyi çektiyse al, beni ye! Ben ona göre yaşlı bir çınarım. Ama o fidan çiçeklenecek, meyve verecek daha. Hadi kocaoğlan, gel!
Ayı Boncuk Dede'nin üzerine atılmış, yere yıkmış. Boncuk Dede son bir güçle haykırmış Cano'ya:
- Kulübeye koş küçük dostum. Köşedeki kilimi kal­dır, altındakini al. Senindir o.
Başka bir şey demeye fırsat bulamamış. Ayı koca pençeleriyle Boncuk Dede'yi parçalamış, yemeye başla­mış.
Cano ağlaya ağlaya kulübeye koşmuş. İçeri girip kö­şedeki kilimi kaldırmış ve "Anneciğiiim!" diye haykır­mış.
Kilimi altında, Boncuk Dede'nin bir meşe kütüğün­den aylar boyu gece gündüz oyarak yaptığı çok güzel bir tahta at varmış.

Kaya Avcı
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=